DİĞER ATLI SPORLAR

Anadolu’nun Geleneksel Atlı oyunları arasında bozkır taktiklerini, en iyi Atlı Okçuluk ve Cirit oyunu temsil etmektedir. Ama elbette Anadolu’nun rahvan kültürü ve diğer atlı geleneklerimiz Anadolu mozağinin canlı birer parçasıdır.

Rahvan Binicilik

Rahvan atçılığı Anadolu’da oldukça popülerdir ve hemen her bölgemizde rahvan atı meraklıları vardır. Rahvan atının en büyük özelliği, koşarken bir yandaki iki bacağını ileri doğru aynı anda atmasıdır. Atın doğal yürüyüşünden farklı olan rahvan yürüyüşü sayesinde at, binicisini sarsmadan ve hızını koruyarak uzun mesafeleri aşabilir. Rahvan atı, farklı bir ırk değil bir yürüyüş biçimidir. Tayken verilen idmanlarla ya da rahvan yürüyen annelerinden görerek atlar, rahvan yürüyüşü öğrenirler.

Rahvan at yetiştirme ve yarıştırma geleneği tüm zorluklara rağmen günümüze kadar ulaşmıştır. Bunda, rahvan at yarışlarının Anadolu’da yaygın olarak gerçekleştirilen mahalli panayır eğlenceleri kapsamında sıklıkla yer almasının payı büyük olmuştur. Bütün Türkiye’de yaygın olmasına rağmen, tanıtımı fazla yapılamadığından fazla tanınmayan Rahvan At Yarışlarına sadece yerli ırk atlar katılabiliyor. Ege Bölgesine has bir yarış olarak tanınır.

GÖKBÖRÜ/ OĞLAK OYUNU/ KOKPAR/ ULAK TARTYŞ/ BUZKAŞİ/ BUSKASHİ

Hakkında, eski totem inanışında bir dinî tören olduğu gibi savlar da bulunan Gökbörü oyunu zamanla bir spor biçimini almıştır. Orta Asya Türklerinin düğünlerde ve eğlencelerde oynadığı geleneksel atlı sporlarından biri olan Gökbörü, bölgesel deyişlere göre Gökböri, Kökperi, Kokkeri, Oğlak Oyunu, Ulak Tartış ve Buzkaşi gibi isimlerle de adlandırılmıştır. Türk boylarında küçük farklılıklarla oynanmasına rağmen özde aynıdır.

Gökbörü oyunu bir kurdun avlanmasına ve avını düşmanlarından gizleyerek onlara karşı kollamasına benzemektedir. Adını da bu benzerlik ya da öykünmeden almış olabileceği düşünülebilir. Göktürkler çağında, savaşçı bir toplum olarak kurtların savaşçılığına öykünüldüğü ve onlar gibi savaşmanın arzulandığı/övüldüğü, Orhun Yazıtları’ndaki “Tanrı güç verdiği için babam hakanın askerleri kurt gibiymiş, düşmanlarının askerleri de koyun gibiymiş.” ifadesinden anlaşılmaktadır.
Gökbörü oyunu, Türkistan kökenli olup, binlerce yıldan beri, atlı savaşçıların kendilerini barış zamanlarında zinde tutmak için oynadıkları atlı oyunlardan biridir. Günümüzde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Moğolistan, Tacikistan, Afganistan ve Türkiye’de oynanmaktadır. Türkiye’de uzunca bir zaman oynanmayan oyun, 1979 yılında Sovyetler Birliği’nin ülkelerini işgal etmesi üzerine Türkiye’ye göç eden ve 1983 yılından beri Van Erciş’in Ulupamir köyünde ikamet eden Kırgızlar tarafından oynanmaya ve yeniden yaygınlaşmaya başlamıştır. Oyun halen en doğal haliyle oynanmakta ve seyredildiği zaman tam bir savaş oyunu havası vermektedir.

Gökbörü oyununun özü at salıp koşarak oğlağı kapmak ve hedefe ulaştırmaktır. Oyun alanı, çizilen geniş daire ile belirlenir. Buna “oğlak kazanı”, “halkal” ya da “adalet çemberi” denir. Oyun genellikle oğlak olmak üzere; manda balağı, yak buzağısı ya da içi samanla doldurulmuş post ile oynanır. Oğlak, oyun alanının ortasına bırakılır. Biniciler aynı uzaklıktan atlarını “şikâr” denilen oğlağa doğru at koştururlar ve eyerden kayarak oğlağı yerden kapmaya çalışırlar. Oğlağı yerden kapan, onu eyerinin üzerine ya da üzengi kayışının altına yerleştirir ve bir ayağı ile kıstırarak sıkıca tutar. Sol elinde dizgin, sağ elinde kamçı olduğu halde dörtnala kaçar. Diğer atlılar oğlağı onun elinden almak için takip ederler. Atlı, sınırlandırılmış alanın çevresinde, şikâr ile bir tur atabilir ve şikârı daha önce belirlenmiş olan yere bırakabilirse bir sayı kazanmış olur. Bu defa şikârı bir başka oyuncu alarak kaçırır. Oyun böylece sürüp gider. Diğer biniciler, şikâr elinde olan biniciye yetiştiklerinde her yönden çevresini sararlar. Herkes şikârı ele geçirmek için çaba gösterir. Ellerinin serbest kalması için kamçılarını dişlerinin arasına sıkıştırırlar. Şikârı ele geçirmek için herkes çeker-iter, çok çetin bir boğuşma olur. Biniciler birbirlerini attan düşürebilirler. Takımlar halinde oynandığı gibi ferdi bir şekilde de oynanabilir. Oyunun süresi katılan binici sayısına göre belirlenir. Gökbörü’de ortaya ödül ya da ödüller konulur.

Bu oyunda hüner sahibi olan oyuncular çapendaz/çavendaz gibi isimlerle anılırlar. Çapendaz olmak kişiye ayrı bir kimlik ve itibar kazandırır. Toy ya da düğün sahibi çapendazları özellikle davet ederek büyük ikramlarla ağırlar. Çeşitli yörelerdeki gelenekler doğrultusunda çapendazların çizmeleri bizzat düğün ya da toy sahibi tarafından çekilir, atlarına su yerine karpuz verilir. Bu ikramlar yapılmazsa çapendazlar oyunu oynamaz ve toy sahibi halk tarafından kınanır.

Bu oyunun, evlilik törenlerinde oğlağın kız tarafından belli bir menzile doğru kaçırıldığı, damadın ve diğer gençlerin onu kovalayarak oğlağı almaya çalıştıkları şekli de mevcuttur. Bu oyun gelinin hünere, iyi bir biniciliğe, cesarete ve yiğitliğe sahip olduğunu gösterirdi. Bu şekilde oynanan oyuna ise Kızbörü adı verilirdi.

ÇEVGAN/ÇEVGÂN/CHOVGAN/ÇEVGEN/ÇÖĞEN/ÇÖGEN

Türkçe Çöğen, Farsça Çevgân ve bugün Tibetçe Polo adıyla bilinen, Orta Asya Türklerinde, İranlılarda, Araplarda, Yunanlılarda, Bizanslılarda ve Uzak Doğulularda değişik türleri görülen, at üzerinde ve ucu kıvrık değneklerle oynanan bir top oyunudur. Selçuklularda bu oyun, “gûy u çevgân” biçiminde adlandırılmıştır. Kaşgarlı Mahmud’un “tuldı” kelimesinde verdiği bilgilerden bu oyunun bugünkü golf oyununa benzer bir şekilde atsız olarak da oynandığı anlaşılmaktadır. “Çögen” sözcüğü derleme sözlüğünde “cöğen, çöğenek, çöğmel, çöğmen, çöven” şekilleriyle karşımıza çıkar. Tüm bu varyantların genel anlamı “Ucu eğri baston”dur.

Çevgan, Türklerin Orta Asya’da icat ettiği atla oynanan millî bir oyundur. Kaşgarlı Mahmut Divânu Lugati’t-Türk adlı eserinde Türklerin bu oyuna çöğen dediklerini yazmıştır. Çöğen oyununa bazı yörelerde çevgan, tubuk, tuy, bandal ya da çukanyon da denilirdi. Bu oyun geniş ve düz bir alanda (yaklaşık futbol sahasının iki katı) en az dört ve en fazla on kişilik takımlar hâlinde, 1,5 metre civarında çevgen ağacı ile takımların kalelerine karşılıklı top atma şeklinde oynanırdı ve en çok gol atanın galip gelmesi, oyunu idare eden hakemin de at üstünde olması, oyunun 15 dakikalık ve daha fazla sürelerle 3 veya 5 devreli oluşu, oyunda mutlaka davul ve zurnanın olması gibi özellikleriyle bilinmektedir. Oyun alanını belirlemek için alan kenarlarına çekilen çizgiye ve kale taşları arasına gelen ipe “tasıl” adı verilirdi. Sahanın ortasına, söğüt ya da akça ağaçtan yapılmış, ayva büyüklüğünde üzeri deri ile kaplı bir top konur, bu topa da “guy” adı verilirdi.

Bu oyun at üzerinde oynandığı için at ile binicisi arasında büyük bir uyum olması gerekmektedir. Çevgan için hazırlanan atlarda, bazı nitelikler aranır ve bunlara özel eğitim yöntemleri uygulanır. Atın topu takip etmesi, süratle giderken kısa dönüşler yapabilmesi, ani durması ve çabuk hareketlerle rakibini geçebilmesi, binicinin isteklerini çabuk kavraması ve gürültüden ürkmemesi gerekir.

Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserinde, elçilerin bilmesi zorunlu kılınan hey’ et (astronomi), hendese (geometri), tıp, yabancı diller ve satranç ile birlikte çöğen oyununda da hüner sahibi olmaları gerektiği belirtilmektedir.

Büyük Selçuklu Devleti döneminde, Mübarek Zengi tarafından yazılan “Ferasname” adlı kitapta da çöğen oyunu ve çöğen atının eğitim ve bakımı konuları ayrıntıları ile anlatılmaktadır. Eski Türk hükümdarlarından Nurettin Şehit (Nurettin Mahmut) nişancılıkta olduğu kadar çöğen oyununda da çok usta idi. Nurettin Mahmut, yakın dostu olan İbn’ül Esir’e gönderdiği mektupta kendi el yazısı ile şunları yazmıştır: “Tanrı’ya and veriyorum bizi top oyununa çeken ve onunla düşkün yapan şudur: Biz düşman sınırlarının yanı başındayız, biz otururken bir ses işitir, hemen o sesi aramak için atlanırız. Böyle yapmazsak gece gündüz, yaz kış mücadelemizde başarılı olamayız. Atlarımızı yaslarında olduğu gibi bıraksak hamlarlar. Kovmakta, kovalamakta hazır bulunmazlar, süvarilerinin arzularını kolaylıkla ifa edemezler. Emin olunuz, bizi bu atlı oyuna sevk eden şey, ancak bu gayenin husulünün teminidir.”

“Bugün hemen hemen bütün dünyaya yayılmış olan Polo oyunun ismi “Çevgan” oyununun Tibetçedeki karşılığı olan “pulu” kelimesinden gelmiştir. Çevgan, günümüzde İngilizlerin oynadığı “kralların oyunu, oyunların kralı” olarak bilinen Polo’nun aslıdır. Güney Asya’ya yayılan, daha önce Türk hâkimiyetinde bulunan Hindistan’ı sömürge altına alan İngilizler bu oyunu alıp ülkelerine götürerek kraliyet oyunu haline getirmiştir.
Geleneksel şekli ile günümüzde yalnızca Azerbaycan, İran ve Afganistan Türkleri tarafından oynanan çevgan, 2013 yılında Azerbaycan tarafından “Azerbaycan geleneksel sporu Çevgân/Chovgan (Eski Karabağ atı- spor oyunu)” şeklinde, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne sokulmuştur.

OTARIŞ/ ATLI GÜREŞ/ ER İNİŞ

Orta Asya’daki Türk toplulukları tarafından oynanan bu oyun, at üzerinde bulunan iki kişinin birbirlerini attan düşürmeye çalışması şeklinde oynanır. Atları üzerinde bulunan iki oyuncunun birbirlerinin bileklerini ya da kuşaklarını sıkıca kavraması ile başlar ve oyuncuların birbirlerini çekip itmesi çeklinde seyreder. Taraflardan biri atının üzerinden düştüğünde oyun biter ve oyunu karşı taraf kazanmış olur.

Mısır Odunu (Cop) Oyunu

Anadolu’da artık sadece Balıkesir’de ve Ege’nin birkaç yerinde oynanan bu oyunda amaç, dörtnal koşarak gelen atlıların ellerindeki, mısır odunu denilen bir değneği yere vurdurarak, 5-6 metre gibi bir yüksekliğe çekilen ipin üzerinden aşırmaya çalışmaktır.

Davul zurna eşliğinde ve genellikle düğünlerde oynanan bu oyun, İstanbul’da cirit oyununun yasaklanmasından sonra bir dönem sarayın gözde atlı oyunlarından olmuştur.